31 Ekim 2013 Perşembe

Anlayabilir misin?

Bir tuhafım ya bu aralar. Tuhaf olduğumu cümlenin içine pervasızca yerleştirdiğim “ya” kelimesinden de anlayabiliriz. “Ya” bir kelime mi bağlaç mı yoksa edebiyatın başka bir elemanı mı hiç bilemiyorum merak da etmiyorum ayrıca.
Oldum olası almak zorunda kaldığım sorumlulukları sevmedim. Sevemedim zorla değil. Kaçmak için de çeşitli yollara başvurduğum doğrudur evet. İstemeyince bazı şeyleri, o şeyleri yapmak zulüm oluyor. Ama bazen yapmak zorunda kalıyorsun. Belki kendi çıkarlarından ötürü, belki başka sebeplerden ötürü. Ama şunu biliyorum ki her zaman bir başka seçenek de var.                                               

Belirsiz bir yer var hep. İnsanın seçmeye korktuğu, korkmasına rağmen merak ettiği, uyumadan önceki son anlarında parlak renkler eşliğinde hayal ettiği, tamamen zihninde oluşturduğu bir dünya. Ve bugün ''suskun'' bana gerçek dünya ve hayali dünya arasındaki farkı bir anda söyleyince içimde bir yerlerin sızladığını hissettim.

Bir de benim ne istediğimi bilmiyor olmam gibi bir gerçek de var. Zihnimdeki dünyayla, gerçek dünya arasındaki yolda yürüyorum. Nereye gidiyorum ben? Nereye gitmek istiyorum? Bunları düşündükçe başım ağrıyor işte. Hiç düşünemez oldum son zamanlarda. Eskiden severdim zira.

Bilmiyorum ki. Belki de yalnızca şiir okumaya ihtiyacım vardır.

21 Şubat 2013 Perşembe

Boşluk


Yaşamak istiyor musun diye sormalılardı önce. Sormuşlarsa da hatırlamalıydık. Doğmak ya da doğmamak gibi bir tercih hakkı tanınmazken, aynı güç tarafından yaşamak zorunda bırakılmak canımı sıkıyor.

Bir şey seviyorsan, bu iyidir. Sevmiyorsan, bir sebebin vardır ve o sebep seni tetikte tutar. Ancak nötr olmak gibi bir şey de var, ve bu bizi tam anlamıyla ilgisiz kılıyor.Kendine dışarıdan bakıyorsun sanki. Bedenin yapmak zorunda olduğu bir takım şeyleri yerine getiriyor. Sen izliyorsun.

Hiç bir şeye ilgin kalmadığını fark ettiğin anda da artık ölsem diyorsun. Sonra yine başa dönüyoruz.


Gülmeye çabalıyoruz gibi geliyor.